Harvardlı bilim insanları, Dünya’nın atmosferinin kendi Güneş Sistemimizin dışından gelen bir nesne tarafından etkilendiğini açıkladı.

Gökbilimciler, 2017 yılında Güneş sistemimizdeki bilinen ilk yıldızlar arası nesneyi keşfettiler: Yıldızlar arası ilk ziyaretçimiz olarak tanımlanan gizemli bir puro şeklinde olan Oumuamua. Ancak Oumuamua’nın ilk tespit edilen yıldızlar arası nesne olması, güneş sistemimize ilk defa gelen yıldızlar arası nesne olduğu anlamına gelmiyor.

Harvard araştırmacıları, “Sadece beş yıl önce Dünya’nın atmosferi kendi Güneş sistemimizin dışından gelen bir nesne tarafından etkilendi ve biz bunu anlamadık.” ifadelerini kullandılar.

Araştırmaya göre, 2014 yılında bir nesne dünyanın atmosferine çarptı ve Papua Yeni Gine’nin üstünde yandı.

Araştırmacılar hipotezlerini, “Oumuamua büyük bir nesne olduğundan dolayı saptandı. Ancak çok daha küçük yıldızlar arası göçmen meteorların sistemimizi ziyaret etmesi ve bunun daha yaygın olması potansiyel olarak mümkün” önermesi üzerine kuruyor.

Araştırmacılardan biri olan Gökbilimci Amir Siraj, “Uzayda uzağa bakmak yerine ve Oumuamua’dan daha küçük yıldızlar arası nesnelerin çok fazla olması gerektiği gerçeği göz önüne alındığında, neden daha yakın alanlar gözlemlemiyor ve bu küçük yıldızlararası nesneleri Dünya’nın atmosferiyle çarpışırken bulmuyoruz diye düşündük.” dedi.

Harvard astrofizikçisi Avi Loeb ile çalışan Siraj, NASA’nın NEO Araştırmaları Merkezi (CNEOS) tarafından tutulan bir meteor etkisi kataloğunu araştırdı.

CNEOS verilerinde dikkat çekici bir olay vardı: 2014 yılında, Güneş’i geçerken saniyede yaklaşık 60 kilometre hızla Dünya’ya doğru hızla ilerleyen bir ateş topu.

Siraj, “Bu nesnenin oldukça küçük olmasına minnettar olabiliriz (toplamda bir metreden daha az); çünkü önemli ölçüde daha büyük olsaydı, ortaya çıkan zararsız atmosferik bir yanma değil, Dünya’nın yüzeyinde feci bir etki oluşturabilirdi.” ifadesini kullandı.

Siraj ve Loeb, meteorun yörünge eğrisini hızına bağlı olarak hesapladığında, çıkan sayıların nesnenin Güneş’e yörüngesel olarak bağlı olmadığını ortaya çıkardı. Atmosferde yanmasından önce çok hızlı hareket ediyordu ve Güneş’in çekim kuvveti meteora etki etmiyordu.

Araştırmacılar, bunun mümkün olabilmesi için meteorun Güneş sistemimizin çok ötesinde bir yerden gelmesi gerektiğini öne sürüyor.

Loeb, “Yapılan hesaplamalar meteorun güneş sistemi dışında bir gezegen sisteminin içinden ya da Samanyolu galaksisinin kalın diskindeki bir yıldızdan geldiği anlamına geliyor.” dedi.

Siraj ve Loeb’in makalesi varsayımsal ancak astronomi camiasındaki bazı kişiler tarafından olumlu karşılandı.

Arizona Üniversitesi’nden Teorik Astrofizikçi Kat Volk, “Bu çok hızlı çarpma tertibatının yıldızlar arası nesnelerin popülasyonundan geldiğine karar vermenin makul olduğunu düşünüyorum.” dedi.

Gökbilimciler, 2017 yılında Güneş sistemimizdeki bilinen ilk yıldızlar arası nesneyi keşfettiler: Yıldızlar arası ilk ziyaretçimiz olarak tanımlanan gizemli bir puro şeklinde olan Oumuamua. Ancak Oumuamua’nın ilk tespit edilen yıldızlar arası nesne olması, güneş sistemimize ilk defa gelen yıldızlar arası nesne olduğu anlamına gelmiyor.

Harvard araştırmacıları, “Sadece beş yıl önce Dünya’nın atmosferi kendi Güneş sistemimizin dışından gelen bir nesne tarafından etkilendi ve biz bunu anlamadık.” ifadelerini kullandılar.

Araştırmaya göre, 2014 yılında bir nesne dünyanın atmosferine çarptı ve Papua Yeni Gine’nin üstünde yandı.

Araştırmacılar hipotezlerini, “Oumuamua büyük bir nesne olduğundan dolayı saptandı. Ancak çok daha küçük yıldızlar arası göçmen meteorların sistemimizi ziyaret etmesi ve bunun daha yaygın olması potansiyel olarak mümkün” önermesi üzerine kuruyor.

Araştırmacılardan biri olan Gökbilimci Amir Siraj, “Uzayda uzağa bakmak yerine ve Oumuamua’dan daha küçük yıldızlar arası nesnelerin çok fazla olması gerektiği gerçeği göz önüne alındığında, neden daha yakın alanlar gözlemlemiyor ve bu küçük yıldızlararası nesneleri Dünya’nın atmosferiyle çarpışırken bulmuyoruz diye düşündük.” dedi.

Harvard astrofizikçisi Avi Loeb ile çalışan Siraj, NASA’nın NEO Araştırmaları Merkezi (CNEOS) tarafından tutulan bir meteor etkisi kataloğunu araştırdı.

CNEOS verilerinde dikkat çekici bir olay vardı: 2014 yılında, Güneş’i geçerken saniyede yaklaşık 60 kilometre hızla Dünya’ya doğru hızla ilerleyen bir ateş topu.

Siraj, “Bu nesnenin oldukça küçük olmasına minnettar olabiliriz (toplamda bir metreden daha az); çünkü önemli ölçüde daha büyük olsaydı, ortaya çıkan zararsız atmosferik bir yanma değil, Dünya’nın yüzeyinde feci bir etki oluşturabilirdi.” ifadesini kullandı.

Siraj ve Loeb, meteorun yörünge eğrisini hızına bağlı olarak hesapladığında, çıkan sayıların nesnenin Güneş’e yörüngesel olarak bağlı olmadığını ortaya çıkardı. Atmosferde yanmasından önce çok hızlı hareket ediyordu ve Güneş’in çekim kuvveti meteora etki etmiyordu.

Araştırmacılar, bunun mümkün olabilmesi için meteorun Güneş sistemimizin çok ötesinde bir yerden gelmesi gerektiğini öne sürüyor.

Loeb, “Yapılan hesaplamalar meteorun güneş sistemi dışında bir gezegen sisteminin içinden ya da Samanyolu galaksisinin kalın diskindeki bir yıldızdan geldiği anlamına geliyor.” dedi.

Siraj ve Loeb’in makalesi varsayımsal ancak astronomi camiasındaki bazı kişiler tarafından olumlu karşılandı.

Arizona Üniversitesi’nden Teorik Astrofizikçi Kat Volk, “Bu çok hızlı çarpma tertibatının yıldızlar arası nesnelerin popülasyonundan geldiğine karar vermenin makul olduğunu düşünüyorum.” dedi.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here