Tam gelişmiş gözle görünen bir kanser aslında pek mümkün değildir. Bir tümörün oluşması, büyümesi ve önüne çıkan bütün engellere dayanması için bir dizi şanssızlıkla, ender görülen pek çok olayın bir araya gelmesi gerekir. Bu engellerden ilki genetik sadakatin koruyucusudur: Yeni hücrelerde tekrarlanan DNA’nın yanlışlarını düzelten genler grubu.

Koruyucu genetik kodda bir hata bulursa mutasyona uğramış hücreye intihar etmesini ya da “apoptoz” (programlı hücre ölümü) buyurur. Herhangi bir zamanda, her birimizin pek çok mutasyona uğramış hücresi vardır. Ancak, hücrenin “genom bekçisi”nin dikkatli gözlerinden kaçmayı başardığı doğru türde mutasyon gerçekleşmezse, bu mutasyonların hiçbiri kansere neden olamaz. Kaçmayı başaran hücre, yoluna devam ederek bütün bir tümörün tek atasına dönüşür.

Armut dibine düşer: Mutasyona uğrayan atanın yavruları da genom bekçisinin radarından kaçmayı başararak intihara mahkum olmaktan kurtulabilirler. Bunu becerdiklerinde, karsinojenez denen çok aşamalı bir sürece girerek daha da fazla mutasyon biriktirmeye devam ederler. Bu mutasyonlardan bazıları öldürücü olabilir, böylece tümör erken bir aşamada ölebilir ve var olduğunu hiçbir zaman bilemeyiz. Bazı mutasyonlarsa tümör için yararlı olabilir. Dayanmasını ve yeni tehlikelerden kurtulmasını sağlarlar. Tümörün en büyük düşmanı, vücudun bağışıklık sistemidir. Bağışıklık çok etkili bir gözetim sistemidir. Bağışıklık sistemi olmasaydı pek çok kez çok çeşitli kanserlerimiz olurdu.

Ancak, vücudun bağışıklık sistemi yaşlılık ya da AIDS gibi hastalıklar yüzünden zayıflarsa vücut mutasyona uğramış bu hücrelerin türemesinden kurtulamaz. Tümör hücreleri bağışıklık sisteminden kaçtıklarında daha yaratıcı olmak zorundadır. Normal hücreler için ölümcül olabilen koşullara dayanmalarını sağlayan mutasyonlar geliştirmek zorundadırlar: oksijenin ya da besin maddesinin çok az olması ya da hiç olmaması, büyüyecek alanın sınırlı olması. Bazı mutasyonlar kanserli hücrelerin bu engelleri aşmasına yardım eder; oksijeni bol kanı onlara getiren, yeni kan damarlarının büyümesini sağlarlar. Çevredeki dokuların istila edilmesi ya da kan damarlarına gizlice girip anayola dönüştürmek diğer numaralar arasındadır. Böylece kanserli hücreler artık istedikleri yere gidebilirler. Ama, bütün kanserli hücreler o kadar becerikli değildir. Bazı tümör hücreleri, zorlukları aşamayan yavrular (“alt-klonlar”) üretir. Bunlar çoğalamadan teker teker ölürler.

Sonuçta, tümörler en arsız ve sinsi alt-klonlarla güçlenir -buna tümör gelişimi denir. Bu engeller göz önünde bulundurulduğunda kanserin hiç olmaması şaşırtıcıdır. Kanser hücrelerinin mutasyona uğramış pek çok hücre arasındaki en sinsi, en akıllı ve en inatçı hücreler olması, tedavisindeki güçlükleri anlamamızı sağlar.

Prof. Dr Olga Iofee – Marylan Üniversitesi Tıp Fakültesi

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here