Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından yayımlanan raporlara göre, 2019 yılı sonu itibarıyla biten 10 yılın (2010-2019) dünya tarihinin en sıcak 10 yılı olduğu açıklandı. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) da, geride bıraktığımız 2019’un en sıcak ikinci yıl olduğunu bildirdi. Araştırmacılar, “Bu artışı antropojenik etkilerden daha doğal bir şeye bağlayabilir miyiz?” sorusundan yola çıkarak güneş enerjisi aktivitesinin bu artışa neden olup olmayacağını araştırdılar.

Mevcut Avustralya orman yangını krizi, artan ortalama sıcaklığın (uzun vadeli ortalamanın yaklaşık 1.5 °C üzerinde) ve yağışlardaki düşüşün bir kombinasyonu nedeniyle ortaya çıkan en kötü durumlardan birisi. Peki, bunun sebebi güneş enerjisi aktivitesi olabilir mi? WMO’nun yeni analizi bu duruma Güneş aktivitesinin sebep olmadığının kanıtlarını sunuyor.

Güneş, Dünya iklimi için baskın bir enerji kaynağıdır. Tüm yıldızlar gibi, Güneş de aktivitesinde değişikliklere maruz kalır, yani enerji çıkışı zamana göre değişir. Güneşin görünür yüzeyine fotosfer denir. Fotosfer görüntülendiğinde, bazen güneş lekelerinin ortaya çıkmasıyla lekelenen beyaz bir disk olarak görünür.

Bu güneş lekeleri, gazın hareketini kısıtlayan ve soğumasına neden olan ve bu alanların karanlık görünmesini sağlayan yoğun manyetik alan bölgeleridir. Bununla birlikte, bu yoğun manyetik alanlar, fotosfer üzerindeki görünür güneş lekelerini göremediğimiz aktif bölgelerle birleştirir. Bunlar, görünür yüzeyin binlerce kilometre üzerinde milyonlarca dereceye kadar aşırı ısıtılmış gaz alanlarıdır. Bu tür aktif bölgeler ultraviyole ve X-ışını radyasyonunda çok güçlü bir şekilde ışık yayar.

Güneş aktivitesini belirlemenin en eski ve en kolay yolu, fotosferde görünen güneş lekelerinin sayısını saymaktır. Daha fazla güneş lekesi, daha fazla güneş aktivitesi ve dolayısıyla ultraviyole ve X-ışınlarının genel emisyonu daha fazla olması demektir. Bu emisyonlar, yeryüzüne ulaşmadan önce Dünya atmosferi tarafından büyük ölçüde emilir ve ısınmaya neden olur (bazı çalışmalar bu durumun daha karmaşık olduğunu söylüyor).

Gezegenimiz gibi, güneşin de dışa doğru uzanan manyetik bir alanı vardır. Güneş’in manyetik alanı, güneş sisteminin boyutunu tanımlar ve gelen yüklü parçacık radyasyonunu uzaydan kozmik ışınlar olarak saptırabilir. Bu kozmik ışınlar, Dünya atmosferinin kimyası, bulut oluşumu ve fırtınalar ile bağlantılıdır, yani kısaca sıcaklık ve hava durumunu etkiler.

Güneş lekelerinin sayısı, yaklaşık 11 yıllık bir güneş etkinliği döngüsünün bir parçası olarak artar ve düşer. Güneş aktivitesinin maksimum olduğu dönemde birçok güneş lekesi ve UV ve X-ışını emisyonu vardır. Güneş aktivitesinin minimum olduğu dönemde ise az veya hiç güneş lekesi yoktur.

Güneş’in manyetik alanı da bu güneş döngüsü ile doğru orantılı olarak değişir. Güneş döngüsü minimumda iken Güneş’in manyetik alanı en zayıf, maksimumda iken, manyetik alan en güçlü durumdadır. Güneş’in manyetik alanı zayıf olduğunda, kozmik ışınlar Dünya’nın atmosferine daha çok ulaşabilir, iklimi ve uzay radyasyon ortamını etkileyebilir.

GÜNEŞ DÖNGÜSÜ

En eski bilimsel güneş lekesi gözlemlerinden bazıları 1610’larda Galileo Galilei tarafından yapılmıştır. 1700’lerden itibaren ise bu tür gözlemler daha düzenli hale geldi. Bu gözlemler tüm bilim dallarında tarihsel olarak en uzun süreli verilerden birini oluştururlar. İlk gözlemlenen güneş döngüsü (1755-1766), 1. Güneş Döngüsü, bir sonraki, 2. Güneş Döngüsü olarak adlandırılır. En sonuncusu, Aralık 2008’de resmen başlayan ve hala devam eden 24. Güneş Döngüsüdür. Önümüzdeki yıl beklenen Minimum Güneş Aktivitesi seviyesine hızla yaklaşıyoruz.

24. Güneş Döngüsü, önceki döngülere kıyasla nispeten düşük sayıda güneş lekesi ile alışılmadık derecede zayıftır.

GÜNEŞ DÖNGÜSÜ İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİ ETKİLEDİ Mİ?

Güneş enerjisi aktivitesi küresel sıcaklıklardaki son değişikliklerde önemli bir rol oynamış olsaydı, bu sıcaklıkların son on yılda kabaca aynı kalması veya hatta düşmesi gerekirdi. 2012 tarihli bir makale Güneş enerjisi aktivitesinden yola çıkarak, sıcaklıklarda 1.0 °C’lik bir düşüş olacağını tahmin etti. Ancak durum böyle değil. Kayıtlardaki en sıcak on yıl, bir yüzyıldan daha uzun süredir yaşanan en zayıf güneş döngüsü ile çakışıyor.

Bu faktörler kombinasyonu göz önüne alındığında, güneş aktivitesinin mevcut iklim değişikliğinden sorumlu olduğunu savunmak oldukça zor görünüyor.

Uzmanlar, Güneş lekelerinin sayısını küresel deniz yüzeyi sıcaklıklarındaki ve küresel yüzey sıcaklıklarındaki değişim ile ilişkilendirdiler. Yapılan analizler sonucunda, güneş lekesi sayısına dayalı güneş aktivitesi ile geçen yüzyıldaki atmosferik veya deniz yüzeyi sıcaklıkları arasında anlamlı bir ilişki olmadığını ortaya çıktı.

Mevcut güneş döngüsünün bu gözlemleri, güneş aktivitesinin nihayetinde dünyanın mevcut ısınma eğiliminden sorumlu olduğu konumunu savunmayı çok zorlaştırmaktadır. Bunun yerine, insan etkilerinin son zamanlarda küresel sıcaklıklardaki büyük artıştan sorumlu olduğu argümanının daha doğru olduğu ortaya çıkmaktadır.

Güneş, Dünya üzerindeki genel iklim koşullarından sorumlu olsa da, küresel ısınmadan sorumlu olduğuna yönelik henüz bir kanıt henüz bulunmuyor.

Gökhan Ertaş – TM Dijital Haber Merkezi

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here