Büyük ihtimalle bir duvar saati, dijital bir saat ya da takvim falan çizerdiniz. Fakat bunların hepsi sadece zamanı ölçüp hayatta daha rahat kullanabilmek için üretilmiş olan basit fiziki gereçler. Peki gerçekte nedir bu zaman?

Bu soruyu Google’a soracak olsanız karşınıza çıkacak olan ilk şey zamanın bir boyut olduğudur. Birçok kaynakta zaman, üç boyutlu uzayda yaşanılan olayları tanımlamak için kullanılan gerçekliğin dördüncü boyutu olarak ifade edilir. Nitekim büyük fizikçi Albert Einstein da özel görelilik teorisinde uzay ile zamanın birbirlerine geçmiş ve ayrılması mümkün olmayan bir bütün olduğunu belirtmiştir.

ZAMAN BİLİNMEYEN ŞEYLERİN EN BİLİNMEYENİDİR

Zaman için farklı birçok tanımlamada bulunulabilir. Einstein’e göre zaman, saatin ne ölçtüğüdür. Psikoanaliz eleştirmeni ve bir bilim filozofu olan Adolf Grünbaum’a göre ise anların lineer bir sürecidir. Fakat bence en iyi tanımlamalardan birini Aristoteles yapmıştır: “Zaman, bilinmeyen şeylerin en bilinmeyenidir.”

Zamana ait bilimsel olarak bilinen bazı özellikler vardır. Elinizde atomların rezonans frekanslarını sayarak zamanı ölçen bir saat çeşidi olan atom saati gibi çok hassas iki saat olsun. Bu iki saati birbirlerinden ayırıp farklı muamelelerde bulunursanız mesela birisini yukarıda tutup diğerini daha alçakta bulundurursanız daha sonrasında bu iki saati tekrar yan yana getirdiğinizde ikisinin daha farklı zamanları göstereceğini görürsünüz. Çünkü zaman Newton’un düşündüğü gibi sabit ve mutlak değildir.

“ŞİMDİ” NE DEMEKTİR?

Zaman kavramını anlamaktaki kabiliyetsizliğimiz çeşitli sorulara yol açıyor. “-Şimdi- ne demektir?” sorusu da bu sorulardan biri. Sokaktan birisini çevirip “şimdi”nin tanımını sorsanız size gayet kolay bir şekilde cevap verir. Şu anda bizzat yaşamakta olduğu andır ve senin benim için aynı olduğunu söyler. Kısmen haklı denilebilir çünkü hayatımızda tecrübe ile elde ettiğimiz bilgi bu şekildedir.

Ancak bilimsel olarak gerçek biraz daha farklı. İki kişi hayal edin. Birinci kişinin ikinci kişiyi görebilmesi için fotonların ikinci kişiye çarpıp birinci kişinin gözlerine geri dönmesi gerekmektedir. Fotonların da bir hızı olduğunu göz önünde bulundurursak bu kısa mesafeyi her ne kadar ışık hızıyla almış olsa da çok çok az bir süre geçmiş olacaktır. Dolayısıyla aslında birinci kişi ikinci kişinin çok az bir süre önceki halini görecektir. Bu da iki kişinin şimdilerinin farklı olduğunu gösterir.

Daha rahat kavrayabilmek için daha uzak cisimleri ele alalım. Bulutsuz güzel bir gecede siz Ay’a bakmak isterseniz Ay’ın 1.5 saniye önceki halini seyredeceksinizdir. Yine sıcak bir yaz gününde Güneş’e bakacak olsanız –ki uzun süre bakmazsanız iyi edersiniz- Güneş’in yaklaşık 8 dakika önceki halini görüyor olacaksınız. O halde “şimdi”den bahsedebilmek için kim veya ne referans alınmalıdır? Sabit bir “şimdi”den bahsedilebilir mi?

DAHA YAŞANILMAYAN ŞEY NASIL HATIRLANABİLİR?

Yine zaman olgusu ile alakalı zamanında üzerinde insanların çok tartıştığı birkaç soru bulunuyor. Bu sorulardan biri de insanların, geçmişi hatırlayabiliyorken neden geleceği hatırlayamıyor olduğu. Kulağa komik ve saçma bir soru gibi geliyor, daha yaşanılmayan şey nasıl hatırlanılabilir?

Zamanı iki boyutlu düz bir çizgi olarak tasavvur edelim. Sol tarafı geçmiş, sağ tarafı gelecek ve ortası da şimdiki zaman olsun. Asırlar boyunca merak edilmiş ve konuşulmuş bir soru işareti bulunuyor bu resimde. Zaman ve hayat, başı ve sonu belli olan bir video kaseti gibi olup bu zaman çizelgesindeki şimdi, soldan sağa doğru videonun sonuna doğru mu gidiyor? Tabi dolaylı olarak da bu soru kapıyı felsefenin çok derin sorularından birine açıyor: “Gerçek manada özgür iradeden bahsedilebilir mi?”

Zaman kavramının kapısını açtığı bu son birkaç soru, aslında çoğu bireyin üzerinde pek de durma ihtiyacı hissetmediği sorular. Ayrıca birçok bilim insanı ve kozmolog da zamanı bir boyut olarak gayet iyi anladıklarını söylüyorlar. Zamanın akışı deneyimi oldukça kanıksanan bir şey olduğu için birçok kişi neden böyle işlediğine pek fazla kafayı yormaz. Fakat zamanı biraz daha derinlemesine incelemeye çalıştığımız için bu soruların tamamını ele almakta fayda var.

ZAMANDA GERİ GİDEBİLİR Mİ?

Zamanda geri gidilebilir mi? Bir yumurtadan omlet yapabilirsiniz ancak bir omletten yumurta yapamazsınız. Yaşadığımız dünyada zamanın sadece bir yönü var, ileri. Termodinamiğin ikinci yasası der ki, bir sistemdeki entropi yani düzensizlik ne olursa olsun her zaman artar. Sistem burada evren olarak alınırsa evrendeki toplam düzensizliğin her zaman arttığı sonucuna ulaşmış oluruz.

İki kısma ayrılmış kapalı bir sistem düşünün. Kabın bir tarafında sıcak diğer tarafında soğuk gazlar bulunsun. İlk durumda entropi düşüktür çünkü enerjinin büyük kısmı iş yapabilecek, mesela bir motor pistonunu hareket ettirebilecek potansiyele sahiptir. Ancaki aralarındaki engeli kaldırırsanız iki gaz hızla karışır ve birbirlerinin sıcaklıklarını dengeler. Bu durumda da entropi artmış olur.

Çoğu fizikçiye göre de zamanın oku, termodinamiğin ikinci yasası ile gösterilir. Dolayısıyla entropi artışı, bizim zamanı geçmiş ve gelecek olmak üzere ikiye ayırabilmemize yardımcı olan somut bir dayanak olur. Geçmiş ile geleceği birbirinden ayırabilmek için entropi ve birkaç uçuk teori dışında subjektif bir veri yoktur.

Caltech’in fizik departmanında teorik fizikçi olarak çalışan ve “From Eternity to Here: The Quest for The Ultimate Theory of Time”    (Sonsuzluktan Buraya: Nihai Zaman Teorisi’nin Arayışında) kitabının yazarı olanProfesör Sean Carroll da bu konu hakkında şöyle söylüyor:

“Bizde zamanın akışı izlenimi uyandıran, evrenin giderek artan entropi dalgasının üstünde oluşumuz.”

Zamanın okunu anlamanın bir başka yolu da buna olasılıklar penceresinden bakmak. Bu kısmı yine bir yumurta analojisiyle açalım. Elinizde sağlam bir yumurta olduğunu düşünün. Yumurtanın kırılmamış ve kusursuz bir şekilde olabileceği sadece bir durum vardır. Dolayısıyla entropisi düşüktür denilebilir. Sonra bu yumurtayı alıp hafifçe bir yere vurarak çatlattığınızı düşünün. Yumurtanın kabuğu farklı olasılıklarda çatlayabilir. Yani görece entropisinin daha yüksek olduğu söylenebilir. Sonrasında da yumurtayı alıp rastgele hızlı bir şekilde fırlattığınızı hayal edin. Bilemeyeceğiniz kadar farklı şekillerde ve olasılıklarda yumurta kırılabilir, dolayısıyla da entropisi en yüksektir.

Son zamanlarda da zamanın termodinamik, kuantum veya rölativite gibi fiziksel yasalarla alakası olmayıp sadece beynimizin işleyişi ile ortaya çıkan bir algı olduğu fikri de değerlendiriliyor. Bu fikirde zamanın evrensel bir olgu olmadığı, ancak beynin bu durağanlığı anlamlı kılmak için zaman algısını ortaya çıkardığı düşünülmekte.

Özetle söylemek gerekirse zaman kavramının son derece karmaşık ve kavraması zor bir gerçeklik olduğu söylenebilir. Aslında şu söz durumu çok güzel özetliyor:

“Hiç kimse bana sormadıkça onun ne olduğunu biliyorum, fakat bir sorana onu açıklamak istediğimde, bilmiyorum. 

Yazar: @ytaskiraan Sınırsız bilim

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here